<< Önceki

HATAY İL TEMSİLCİLİĞİ YÖNETİCİMİZ KADRİ GÖNÜLLÜ'NÜN RADİKAL GAZETESİNDE YAYINLANAN YAZISI


Hatay'da bazı kamu kuruluşlarında işe giriş çıkış sırasında parmak basma zorunluluğu sürüyor.
Halikarnas Balıkçısı’nın öykülerinden dizi filme uyarlanan Parmak Damgası’nı hatırlarız çoğumuz. Avrupa’da eğitim görmüş başarılı kadın öğretmen ile okuma yazma bilmese de insan olmanın erdemini taşıyan balıkçının aşkıdır anlatılan. Dizinin finalinde hafızalardan silinmeyen bir sahne vardır. Evlenme töreninde, erkek imza yerine parmak basınca, tahsilli öğretmen hanım da kalemi kenara iter, o da parmak basar nikâh defterine.
Nicedir dünyanın en kadim kentlerinden Antakya’da, koskoca beyler ve hanımlar sabahları parmak basarak başlıyorlar güne. Yok, öyle imza bilmediklerinden falan değil, ‘ferman’ böyle diye. Bir süre önce bazı kamu kurumlarında çalışanların mesai giriş çıkışları ‘parmak izi’ne bağlandı. “Elektronik takip sistemi” adı verilen bu uygulama ile işten kaytaran “bankamatik memurlarının” önü kesilmek isteniyor, sözüm ona.
Hatay İl Tarım Müdürlüğü’nde de başlatılan bu uygulama ile bendeniz de “parmak damgası”ndan nasibimi almış bulunuyorum. Sabah saat 8’den sonra uzayan kuyruklarda, parmak izini okuyamayan cihazın ‘Parmak kaldır’ azarını işittikten sonra, ‘Lütfen tekrar deneyin’ mekanik komutu ile güne başlamak ‘muhteşem’ bir şey... Mehmet Ali Erbil’in reklam öncesi “vecize” sözü gibi, ‘Parmaktan sonra’ mesai halleri tam da.
Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu uygulamaya karşı idareye yaptığımız itiraz sonucunda, “Valililik makamının şifahi talimatı gereğince” yanıtı verildi tarafımıza. Ve “uygulamaya devam edileceği” buyruldu tek satırlık yazıyla.
Şimdiye kadar uygulandığı tüm yerlerde büyük tartışmalara neden olan, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere birçok yerde il insan hakları kurullarınca durdurulan bu uygulamanın yasal dayanaktan yoksun olduğu, hukuka ve insan haklarına aykırı olduğu genel kabul görüyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Anayasamıza ve yeni TCK’ya açıkça aykırı olan, yüksek maliyet ve teknoloji gerektiren bu sistemdeki ısrarı anlamak mümkün değil.

İz alma hakkı
Personelin mesaiye devamlılığını kontrol etme görevinin idarelerin sorumluluğunda olduğu biliniyor. Genel uygulama, imza föyünün imzalanması şeklindedir. Zaten mevcut 657 sayılı yasa ve yönetmelik hükümleri de bu yöndedir. Yasal dayanaktan yoksun olan parmak izi uygulamasının, adeta tanrı buyruğuymuş gibi kamu emekçilerine dayatılması, demokratik hukuk devletinin hangi ilkesiyle bağdaşıyor acaba? Doğrusu merak ediyor insan. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, ‘parmak izi demokrasisi’ mi reva görülüyor bizlere?
Parmak izi, vücut bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası ve kişisel veri niteliğindedir. Parmak izi alma hakkının ancak belli koşullar altında, sınırlı olarak kolluk birimlerine verildiği biliniyor. Hal böyle iken, kamu kurumlarının kişisel bilgi niteliğindeki parmak izlerini ticari firmalar aracılığıyla gelişigüzel bir şekilde toplanması teknolojik bir hukuksuzluk örneğidir. Aynı zamanda “özel hayatın gizliliği hakkı”nın ihlaldir. Kolluk birimlerindeki parmak izlerinin yarattığı sıkıntılar biliniyorken, hiçbir tedbir alınmaksızın ticari firmalar tarafından alınan parmak izlerinin kişi güvenliğini de tehlikeye düşürebileceği aşikâr.
Bu uygulama, kişisel bilgilerin hukuka aykırı bir şekilde toplanmasının da ötesinde, insan onurunu incitici ve rencide edici bir tutumdur. Tek tip insan yaratma hedefindeki 12 Eylül hukukunun devamını çağrıştıryor. Emekçileri hizaya getirme ve ehlileştirme sürecinin yaygınlaştırılmasıdır aynı zamanda.
‘Emir alan, emirleri yerine getiren’ anlamına gelen “memur”, süreç içinde verilen mücadeleler ve ödenen bedellerle kamu emekçisi kimliğine evrildi. Kapıkulluğundan çıkarak örgütlenen, sorgulayan, eleştiren bu dönüşüm süreci, iktidarları da yeni arayışlara itti. Devlet güdümlü sendikalar devreye sokuldu önce. Bu yetmeyince, iş güvencesini sınırlayan düzenlemelerden, hak kayıplarına, çeşitli baskı yasalarına kadar bir dizi hak budama tedbirleri geliştirildi. Parmak izi uygulaması baskı uygulamalarını yaygınlaştırırken, kamu emekçilerinin direncini kırmayı da hedefliyor.
Kamu emekçilerine siyaset yasağı getirerek siyaseti tüccarlaştıran, yolsuzlukları önleyemeyen, verimli çalışmayı ve üretkenliği geliştiremeyen, memurlarını eğitemeyen bu zihniyet, baskıcı ve otoriter bu tür uygulamalarda çözüm arıyor. Bırakın yurttaşlarıyla barışık olmayı, kendi memurlarıyla bile arasına duvar ören bir devlet modeli yaratılmak isteniyor adeta.
Sendika olarak, “parmak izi” uygulamasını Hatay İl İnsan Hakları Kurulu’na taşıdık. Uygulamanın kurul bünyesinde oluşturulacak komisyon marifetiyle araştırılacağı ara kararı tarafımıza bildirildi. Komisyonun, uygulamanın insan haklarına aykırı olduğu yönündeki raporu, geçtiğimiz Mart ayı başlarında kurulda görüşülerek kabul edildiği halde, aylardır bu nihai karar ortada yok. Kurul kararı sürüncemede bırakılarak, uygulamanın fiilen devamına fırsat tanınıyor. Bu durumun, il insan hakları kurullarının evrensel insan hakları ilkeleri doğrultusunda mı, yoksa mülki amirlerin istekleri çerçevesinde mi hareket ettiği tartışmasına da açıklık getireceği kanısındayım.
Hatay Valisi Nusret Miroğlu, 12 Mayıs 2009 günü basına yaptığı açıklamada, uygulamada ısrarcı olmadıklarını, ancak insan haklarına aykırı olduğunu da düşünmediklerini, ortada bir hak ihlali varsa kaldırılabileceğini, ancak kendilerine bu yönde bir itirazın gelmediğini ifade ediyor. Hatay İdare Mahkemesi’nde devam eden “yürütmenin durdurulması” istemli davamız, İl İnsan Hakları Kurulu’nda bekleyen müracaatımız, basın açıklamalarımız ve 1 Mayıs alanında yaptığımız çağrının konuya yeterince açıklık getireceğini düşünüyorum. Sayın Vali, tepkilerimizi “bize dokunmayın” talebi şeklinde yorumluyor. Oysa biz mesaiye değil, onurumuza dokunmayın diyoruz.
Parmak Damgası’nın öyküdeki güzelliği ile kalması, demokratik kültürümüzü de besleyecektir.

KADRİ GÖNÜLLÜ: Tarım Orkam-Sen, Hatay İl Yöneticisi

 


<< Önceki