Editörün Seçtiği İçerik

Kadın Haberler

YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ!

YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ!

8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, takvimde işaretlenmiş bir gün değil; patriyarkaya, kapitalizme, sömürgeciliğe ve doğa talanına karşı kadınların tarihsel isyanının adıdır.

Bugün dünyanın her yerinde kadınlar; evlerde, tarlalarda, fabrikalarda, hastanelerde, ormanlarda ve maden sahalarında aynı sistematik şiddetle yüz yüzedir. Erkek egemen kapitalist düzen; kadınları ev içi emekle görünmez kılmakta, ücretli emekte güvensizleştirmekte, savaş ve yoksulluk politikalarıyla yaşamdan koparmaktadır. Kadın cinayetleri, cinsel saldırılar ve ev içi şiddet münferit değil; bu düzenin yapısal sonuçlarıdır.

Devletler ve iktidarlar, patriyarkal hukuk sistemleriyle failleri korurken; kadınları korumasız, yalnız ve savunmasız bırakmaktadır. Yargı mekanizmaları erkek şiddetini aklayan bir işlev görürken, kolluk güçleri çoğu zaman bu şiddetin parçası haline gelmektedir. Bu bir adalet krizi değil; sınıfsal ve cinsiyetli bir tercihtir.

Ormanlar, tarım alanları, su varlıkları ve müşterekler sermayeye açılırken; bu yıkımın en ağır bedelini yine kadınlar ödemektedir. Ekolojik kriz, kadın emeğinin sömürüsüyle derinleşmekte; iklim krizi, gıda güvencesizliği ve zorunlu göç kadınların yaşamını daha kırılgan hale getirmektedir.

Ama biliyoruz ki bu tablo yalnızca bu topraklara özgü değildir.

Bugün İran’da, molla rejiminin baskısına, zorunlu örtünmeye, devlet şiddetine ve idamlara karşı sokakları terk etmeyen kadınlar; “Jin, Jiyan, Azadî” diyerek patriyarkal devlete meydan okumaktadır. Bu mücadele yalnızca bir kıyafet meselesi değil; beden, yaşam ve gelecek üzerinde söz hakkı mücadelesidir.

 

Filistin’de kadınlar; işgale, savaşa ve sömürgeciliğe karşı yaşamı savunmaktadır. Bombalar altında çocuklarını koruyan, yıkıntılar arasında hayatı yeniden kuran Filistinli kadınlar; emperyalizme ve militarizme karşı direnişin taşıyıcılarıdır.

Rojava’da kadınlar, savaşın ve kuşatmanın ortasında eşitlikçi, özgürlükçü ve ekolojik bir yaşamı inşa etmektedir. Kadınların öz savunmada, yönetimde ve toplumsal yaşamda özne olduğu bu deneyim; erkek egemenliğine, IŞİD barbarlığına ve devletçi tahakküme karşı kadın öncülüğünde kurulan bir yaşam iradesidir.

Suriye’nin dört bir yanında kadınlar; savaşın, mezhepçi şiddetin ve zorla yerinden edilmenin ortasında hem patriyarkaya hem de savaş düzenine karşı direnmektedir. Kadınlar, savaşın ve erkek egemenliğinin çifte yüküne rağmen yaşamı savunmaya devam etmektedir.

Bu topraklarda, Akbelen’de kadınlar; ormanlarını, zeytinliklerini, suyunu ve geleceğini sermayeye karşı korumaktadır. Akbelen’deki kadınların direnişi; ekolojik yıkıma karşı toprağı savunan, yaşam bilgisini ve kolektif emeği sahiplenen kadın mücadelesidir. Bu direniş, doğa talanına karşı sınıfsal ve ekolojik bir kadın mücadelesidir.

Biliyoruz ki İran’dan Filistin’e, Rojava’dan Akbelen’e uzanan bu mücadeleler birbirinden kopuk değildir. Hepsi patriyarkaya, kapitalizme, emperyalizme ve doğa talanına karşı kadınların ortak özgürlük yürüyüşüdür.

 

Kadınların emek hakları gasp edilirken, kadın emeği ucuz, esnek ve örgütsüz bir iş gücü olarak yeniden tanımlanmaktadır. Pandemi, savaşlar ve ekonomik krizler bu eşitsizliği büyütmüş; kadınlar güvencesizliğe, yoksulluğa ve bakım yükünün tek taşıyıcısı olmaya zorlanmıştır. Kapitalizm krize girdikçe, faturayı kadınlara ve doğaya kesmiştir.

 

Ama biliyoruz:

Kadınlar yalnızca bu düzenin mağduru değil, aynı zamanda onu değiştirecek en güçlü öznedir.

Bizler biliyoruz ki; kadın özgürlüğü olmadan toplum özgürleşemez; ekolojik yıkım durdurulmadan emek sömürüsü sona ermez. Bu yüzden mücadelemiz yalnızca cinsiyet eşitliği için değil; sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız ve doğayla uyumlu bir yaşam içindir.

Biz kadınlar, emeğin örgütlü gücünü patriyarkaya ve sermayeye karşı büyütüyoruz. Tarımda, ormanda, gıdada ve yaşamı ayakta tutan her alanda çalışan kadınlar olarak; doğayı savunmayı sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçası görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki toprağın, suyun ve ormanın savunusu aynı zamanda kadınların ve emekçilerin savunusudur.

 

Bizler ne kurbanız ne de sessiz.

Bizler yaşamın kendisiyiz.

Daha kurulacak hayallerimiz, paylaşılacak ekmeğimiz, yürüyecek uzun yollarımız var. Mücadeleyi şarkılarla, türkülerle ve örgütlü dayanışmayla büyüteceğiz.

8 Mart vesilesiyle;

Dünyanın dört bir yanında emeği, yaşamı, özgürlüğü ve barışı savunan tüm kadınlara selam olsun.

 

Yaşasın Kadın Dayanışması!

Yaşasın Tarım Orkam-Sen!

Yaşasın KESK!

Yayınlar